Kahve Molası

KAHVE MOLASI YENİDEN AÇILMIŞTIR. TOPLANIN ARKADAŞLAR HERKES BUYURSUN. DEDİKODU, SOHPET, FIKRA, BİLMECE… AKLINIZA NE GELİRSE BUYRUN PAYLAŞALIM. SİZLERİ ÇOK ÖZLEDİK. BİRAZ HASRET GİDERELİM.

ODA OYUNLARI EKİBİ ….



45 Responses to “Kahve Molası ”

  1. ((¯`»¦«´¯)) CARMEN ((¯`»¦«´¯))
    Ağustos 14th, 2011 at 7:44 pm

    EROL ÇELİK

    NEŞ’ET-İ SÂNİYYE
    TEKNESİ

    1. KİTRE

    İşte tekne hazırdı.
    Sonunda başarmış, onca emeğinin karşılığına bakıyordu. Bu tekne, onu alıp başka dünyalara götürecek olan tekneydi. Çok beklemişti bu günü. Kendine ait bir teknesi vardı artık ve istediği gibi yönetebilecekti onu. Bütün dünyaya sahipti şimdi. Her şeyini içine koyacak, dilediği gibi gezinecekti onunla. Kolay mıydı, koca bir yılı bu günler için beklemek? Hak etmişti bunu. Hakkı olan mutluluğu yaşayacağı zamandı şimdi.
    Hem dilediği gibi, hem de özgürce.
    Bu yolculuğa Esra’yla birlikte çıkmak istiyordu, oysa teknesi bir kişilikti. Her şeyi onun için hazırlanmıştı ama Esra’nın istediği böyle bir gezi değildi. Bir gün, ona bu yolculuğu beğendirecekti. Önce kendi gezinmeliydi teknesiyle. Eğer tahmin ettiği mutluluğu yaşarsa, Esra’yı da alırdı. Bir yolunu bulur, onu da bu tekneye bindirirdi. Gerçi şimdiden bu seferin güzel olacağı belliydi ya, yinede her şey zannettiği gibi yolunda gitmek zorunda değildi.
    Yirmi dokuz yıldır beklediği andı bu. Artık bu yolculuğa çok yakındı. Evinden, işinden, dışarıda yaşanan bütün karmaşadan uzak bir yaşam olacaktı. Dertlerin, tasaların olmadığı, hayal ettiği bütün güzelliklerin nefes aldığı bir dünyada. Bu büyünün tutması için bir tek sorun kalıyordu geriye.
    Esra.
    Onu bir kenara bırakamıyor ve aklından uzaklaştıramıyordu. Aklından uzaklaştırmayı bir an bile düşünmemişti elbette, fakat bu soruna bir türlü çözüm bulamıyordu. Her şeyin mükemmel gittiği bir anda başa dönüyor, yaşantısındaki bu çentiği aşamıyordu. Ömrünün son yarısını onun için yaşamıştı ve yüzlerce ömrü daha olsa, onun için yaşamaya hazırdı. Sadece, onun seyahat zevkini kıramıyordu. Bu tekneye binmeyi, hayattaki her şeyden çok istiyordu, ama Esra’sız da gitmek istemiyordu. İyide Esra böyle bir seyir istemiyordu ki. Daha ziyade, güneşi bol, denizi sıcak ve tabiatın içinde bir yer istiyordu o. Bu gidiş, öyle bir yolculuk değildi ama. Bu, deniz kenarında güneşlenip, Akdeniz’in sularında serinlemek kadar sıradan bir macera olmayacaktı, aksine, hayal gücünün alamayacağı kadar sihirli bir tenezzüh olacaktı.
    Her şeyi karısına anlatmak istemiş ama başaramamıştı. Bu durumu nasıl çözümleyeceğini bilmediği için, aklı iyice karışmıştı. İşte bu yüzden bir türlü kendisini toparlayamıyor ve teknesine adapte olamıyordu. Tam başlayacağı zaman, Esra geliyordu aklına. Onsuz bir tura çıkmayacağı gerçeği geliyordu.
    Düşüncelerinin arasında bir boşluk buldu ve teknesini seyretmeye koyuldu. Çok kısa da olsa kendini kaptırmıştı. Bu tekneyle aşacağı mesafelerin, ne kadar zevkli geçeceğini hayal etti.
    Esra onu hayallerinin arasından çekip çıkardı. Onsuz asla olmazdı.
    Olamazdı.

  2. ((¯`»¦«´¯)) CARMEN ((¯`»¦«´¯))
    Ağustos 14th, 2011 at 7:45 pm

    Devamı Gelecek Arkadaşlar…

  3. ((¯`»¦«´¯)) CARMEN ((¯`»¦«´¯))
    Ağustos 15th, 2011 at 1:55 pm

    2. KÖK
    BOYASI

    Kırmızı kökboyası kavanozuna elindeki at kılı fırçasını sokarak karıştırmaya başladı. Böylelikle suyun dibine çöken kırmızı tortuyu, kullanabileceği kıvama getiriyordu.
    Şu an yaptığı işten çok keyif alıyor, aynı zamanda içindeki küçük bir hayıflanmayla mücadele ediyordu. Ancak bir yıl önce bu güzellikten haberi olmuştu. Bu sanatın dünyanın en muhteşem yolculuğu olduğunu, çok yeni keşfetmişti. Ya mesai arkadaşı Yakup olmasaydı. Ya o sabah, arkadaşı bu sanatı kendisine övmeseydi. Ya aklına girmeseydi. Şimdi bu huzurdan mahrum olacaktı. Yakup’la yaklaşık iki gün boyunca bu sanat üzerine konuşmuşlardı. O anlatıyor, kendisi dinliyordu. Sonunda mesai arkadaşının gözlerindeki pırıltının büyüsüne kapıldı ve merak etti. Her şey hızla gelişti. Önce Yakup’un tavsiyesi üzerine, Üsküdar’da bir kursa yazıldı. Daha sonra hayatının hızla yön değiştirmesine seyirci kaldı.

    Fırçayı kavanozda öylesine dalgın çeviriyordu ki, aniden yaptığının yanlış olduğunun farkına vardı. Fırçayı kavanozun içine bırakarak, boyayı karıştırmaktan vazgeçti. Çünkü daha kitreyi hazırlamamıştı. Eğer bu durum aklına gelmeseydi, boşuna zaman kaybediyor olacaktı. Bu kısır döngüden kurtulup, kitreyi hazırlamaya başladı.
    Kafasının karışmasının sebebi Esra’ydı kuşkusuz. Aklı onsuz bir türlü olmuyordu. Ama diğer taraftan bu işi yapabilmesi için kafasını tamamen sıfırlaması gerekiyordu. Yoksa tıpkı kırmızı kökboyasını karıştırdığı gibi, bu düşünceler kafasında dönüp duracaktı.
    Esra’yla son zamanlarda iki yapancı gibiydiler. Karısını kendi dünyasına çekmek için neler vermezdi. Bu seyahate kendisiyle gelmesi için ruhundan bile vazgeçerdi. Evlilikleri boyunca onu mutlu ettiği gibi, bu gezilerde de mutlu edebilirdi. Ama o bu yolculuğu istemiyordu.

    Aktardan aldığı kitreyi poşetinden özenle çıkardı ve teknesine dikkatle boşalttı. Üç bardak kadar suyu üzerine ekledi. Hamur yoğurur gibi yoğurmaya başladı. Kitre gittikçe şişiyordu. Aklına aniden tatlı bir tebessüm oturdu.
    Yakup, kitreden bahsederken, bu maddenin aynı zamanda ilaç sanayiinde de kullanıldığını söylemişti. Şişman kadınların, zayıflamak için kullandığı diyet haplarının mimarıydı kitre.
    Kendini şişman bir kadının midesi gibi düşündü.
    Kitrenin diyet hapında kullanılmasının sebebi, suyla teması halinde, kendi büyüklüğünün yüz katına erişe bilmesiydi. Hiç kimse bir mide olmak ve o eziyeti çekmek istemezdi.
    Şişman bir kadının mide kasları gibi hareketler yaparak, kitreyi yoğurmaya devam etti. Kitre büyüdüğü zaman, kadın kendini tok hissedecekti.

    Yarım saat boyunca teknesindeki kitreye su ilave ederek, yoğurmaya devam etti. Sonunda teknesi tamamen kitreli suyla dolmuştu.
    Şişman kadın artık toktu.
    Eğildiği yerden doğrularak, kitreyle dolu Ebru Teknesine gururla baktı. Nede olsa bu, kendi evinde ve kendi odasında, uzun zamandan beri düşlediği andı. Gururla bakıyordu elbette. Dünyadaki hiç kimse bu denli mutlu olamazdı. Aynı zamanda mutsuz. İçinde, derinlerde Esra vardı. Ve onun eksikliği.
    Mutluluk anı sadece başlangıçtı. Birazdan oluşuma devam edecekti. Yapacakları şeyler için şimdiden sabırsızlanıyordu.
    Kısa bir süre daha teknesini izledikten sonra, ona doğru eğildi ve sanki onun kulağına fısıldıyormuş gibi yaparak, “Birazdan bu kadar temiz kalmayacaksın.” Dedi. Önce gereksiz yere karıştırdığı kırmızı boya dolu kavanozu alarak, içindeki at kılı fırçasıyla boyayı kıvama getirmek için karıştırmaya koyuldu.
    Bir lale yapmayı düşünüyordu. Güzel bir lale. Kraliçelere layık. En az Esra kadar sade ve gizemli olmalı. En az Esra kadar mis kokulu ve pırıltılı. Onu mutlu görmek kendi mutluluğuydu. Bu laleyi onun için yapıyordu. Çok şey mi yüklemiş oluyordu bu laleye. Lale bunu kaldırabilecek miydi? Peki, aşkını laleye nasıl yansıtabilecekti. Duygularını nasıl yansıtabilecekti. En kötüsü böyle bir laleyi nasıl yapabilecekti. Cevabı bilmiyordu ama Ebru Teknesine sonsuz güveniyordu.
    Belki Esra laleyi görünce büyüsüne kapılırdı. Belki laleyi anladığı zaman her şey daha kolay olurdu. Artık kendisini dinler ve anlayışla karşılardı. Ya da tekneye birlikte çıkmayı kabul ederdi. Teknesinde bir kişilik yer vardı ama olsun yeter ki o kabul etsin, bu sorunun üstesinden rahatça gelebileceğine emindi.
    Belki de laleye rağmen gelmeyecekti kendisiyle.
    Bunu anlamanın tek yolu laleyi çizmek ve ona götürmekti. Laleye bütün düşüncelerini ve duygularını akıtacaktı. Hatta bütün dünyasını. En iyisi için her şeyi yapmaya hazırdı. Ve elinden geleni kesinlikle yapacaktı. Şimdi laleye konsantre olmalıydı. Konsantre çok önemliydi. Yoksa asla bir şey başaramazdı.
    Zaten kırmızı kökboyası da kıvamına gelmişti.

    Kıvama gelen boyanın içerisine biraz öküz ödü damlatması gerekiyordu. Öküz ödünün kokusu hayalinde canlanınca, başını iki yana sallamak zorunda kaldı. İnanılmaz kötü kokuyordu. Başını geri çekerek bir damlasını kavanoza damlatmayı başardı. Bu gidişte en sevmediği şey, bu öküz ödüydü. Alışamadığı tek şey bu kalmıştı.
    Kavanozdaki boyayı, öküz ödünü damlattıktan sonra biraz daha karıştırdı. İrice bir iğneyle içinden bir damla aldı. Ebru teknesinde gözüne kestirdiği bir yere iğnenin ucundaki boyayı damlattı. Merakla, damlayan boyanın kitre üzerindeki yayılışını seyretti. Küçükken göle taş attığında, taşın oluşturduğu dalgaların yayılışını seyrederken aldığı keyfi alıyordu.
    Boyanın yayılışı bir süre sonra durdu. İstediği büyüklükte bir daireye sahip olmuştu artık. Kendince gerçekten iyi bir başlangıç yaptığına inanmıştı.
    Yolculuğu mükemmel başlamıştı.
    Daha küçük olan iğnesini aldı ve dikkatlice, hazırladığı kırmızı dairesine yaklaştı. Nefesini tuttu. Sanki soluğu her şeyi bozacakmış gibi davrandı. Dairenin sol üstünden, içten dışa doğru kontrollü bir çentik attı. Nefesini bıraktı. Heyecandan titreyen elleriyle, hiç vakti gelmeyen yeşil boyayı karıştırmaya başladı.
    Şimdi derin derin nefesler alıyordu. Daha seferin başındaydı ve dairesine ancak bir çentik atabilmişti. Neden bu kadar heyecanlandığını ve acele ettiğini anlayabiliyordu. Bu dünya şimdiden aklını başından almaya başlamıştı. Yeşil boyayı karıştırırken aklının da tatlı tatlı karışmasına müsaade ediyordu. Beynine mutlulukla birlikte Esra’nın hayali hücum etti. Bu laleyi onun için mi yapıyordu? Yoksa kendisi için mi? Bu ikilem dev gibi bir soru işareti oluşturmuştu kafasında. Belki kalkıp bu sorunun cevabını bulduktan sonra devam etmeliydi. Ama bunu da yapamıyordu. İçinde çok güçlü bir his bu yolculuğu yarıda kesmemesini emrediyordu. Galiba o emre itaat edecek, hayatındaki ilk ve en güzel yolculuğa devam edecekti.
    Belki de aklını kaçırıyordu.

    Kafasındaki karmaşadan boğulur gibi oldu ve bir anlık bunlardan kurtulmak için teknesinin başından kalkıp, müzik açmaya gitti. Radyoda uygun müziği buluncaya kadar, birçok kuru gürültüyü atlattı. Sonunda güzel müziklerin gülümsediği bir kanal yakaladı.
    Aklının hiçbir köşesini aydınlatamıyordu. Esra’nın gölgesi kaplıyordu kafasında ki her yeri. Bir an karısının yanına giderek, onunla konuşmak istedi. O zaman teslim mi olmuş olurdu? Onunla son zamanlarda birçok kez konuşmayı denemişti. Tam konuya başlayacağı zaman karısı, sanki ne söyleyeceğini anlıyormuş gibi konuyu hemen değiştiriyor ve onu kandırmasına izin vermiyordu. Fakat sonunda bunu başaracaktı.
    Yine boğulmaya başladı.
    Esra’ya laleyi götürdüğünde, onun düşüncelerinin değişip değişmediğini anlayacaktı nede olsa.

    Ebru teknesinin başına tekrar oturduğunda, yeşil boyayla dolu kavanozuna bir süre donukça baktı. Kavanozu algılamaya çalışıyor gibiydi. Gözünü teknesine çevirdiğinde, kitrenin üzerindeki kırmızı daire ile henüz işinin bitmediğini fark etti. İnce iğnesini eline alarak yeniden başladı. Kırmızı dairesinin sol üst köşesinden, tıpkı bir önce yaptığına benzer bir çentik daha attı. İki çentiğin arasından, bu sefer dıştan içe doğru, dikkatli bir şekilde dairenin ortasına doğru bir çentik daha.
    Kafasını geri çektiğinde, hala yapmak istediğine ne kadar uzak olduğunu anladı. Lalenin kendisi ortadaydı ve oldukça da iyi olmuştu ama ne sapı nede yaprakları vardı. Sıralamayı yanlış yaptığını fark etti. Kırmızı lalesini şekillendirmeden önce kitreye yeşil boyayı da damlatmalıydı.
    Nedense yaptığı yanlıştan dolayı kendine kızmıyordu. Başlamadan önce de bazı yanlışlar yapmıştı. Hayatında da, tıpkı yaptığı lalenin sapının ve yapraklarının eksik olması gibi, bir şeyler yerinde değildi. Yolculuğa başlamadan kafasını tamamen boşaltmalıydı. Düşüncelerinde Esra varken Ebru teknesiyle tamamen ilgilenemezdi. Ya onunla olacaktı, ya hiç olmayacaktı.
    Zaten bu sanat tamamen arınmak demekti.

    Düşüncelerinden kurtulmak için dikkatini tekrar, seyrini yarıda bıraktığı Ebru teknesine verdi. Artık laleyi yapmaktan vazgeçmek zorundaydı. Çıktığı ilk gezi yarıda kalmıştı. İlk sefer için fazla mükemmellik beklemek aptallık olurdu. Zaten kitresi hazırdı ve bu kitreyle binlerce tura çıkabilirdi.
    Önce gidip kafasındaki Esra meselesini halletmesi gerekiyordu.

  4. ((¯`»¦«´¯)) CARMEN ((¯`»¦«´¯))
    Ağustos 15th, 2011 at 1:56 pm

    ARKASI YARIN ARKADAŞLAR….

  5. ((¯`»¦«´¯)) CARMEN ((¯`»¦«´¯))
    Ağustos 17th, 2011 at 1:36 pm

    3. ATKILI
    FIRÇASI

    Ebru teknesinin başına tekrar geçtiğinde, Esra’yla konuşmuştu.
    Şimdi ona bir lale yapacak ve götürecekti. Hem de dünyanın en güzel lalesini. Belki o zaman onu kandırabilir ve çıkacağı yolculuklara katılmasına ikna edebilirdi.
    Kitrenin üzerini temizledi ve yeşil boyayı karıştırmaya başladı.

    Esra, ansızın ikisinin de istemediği kötü bir sefere çıkmıştı. Üç ay önce. Buna isteyerek çıkmamıştı, elinde olmadan ve hak etmeden gitmişti. Şimdi onu bu kötü gidişten kurtaracaktı. En azından bunun için elinden gelen her şeyi yapmaya hazırdı. Esra’yı istemediği o karanlıktan çekecek ve kendi hazırladığı aydınlığa götürecekti. Tabi ilk önce bu ışığın ne kadar güzel olduğunu, ona ikna etmeliydi. Geriye Esra’nın kendisiyle gelmeyi kabul etmesi kalıyordu. Kabul edecek gibiydi. Şimdi bu laleyi yapmasının neden bu kadar önemli olduğunu daha iyi anlıyordu. Eğer bunu başarabilirse, her şey çok güzel olacaktı.

    Kitrenin üzerinde, atkılı fırçasıyla şekillenmiş mükemmel bir lale duruyordu.
    Bu tur, Esra’sız olduğu için biraz kuru ve yavan geçmişti ama onunla çıkacakları yolculuğun ne kadar güzel geçeceğini anlamıştı. Esra, teknede değildi fakat kafasında olduğu için, tamamen yalnız da sayılmazdı.
    Ebru teknesindeki laleyi kâğıda düzgünce geçirdi. Şimdi resmi, yani ilk güzel kanıtını Esra’ya götürmekteydi sıra. Ona resmi gösterecek ve birlikte çıkacakları yolculuğun güzelliklerinden bahsedecekti bir kez daha. Onu ikna etmeliydi. Sonsuza kadar ona bu güzelliklerden, bıkmadan usanmadan bahsetmeye hazırdı. Bundan asla vazgeçmeyecekti.
    Bu lale bir başlangıç diyecekti.
    Eğer, oda kendisiyle birlikte bu tekneye binerse, çok daha güzellerini hazırlayacağını anlatacaktı. Tabi onu ne kadar özlediğini de söyleyecekti. Asla bu seyahatlerin onsuz olmayacağını ve şu ana kadar sadece onun için çabaladığını da anlatacaktı. Sırf daha güzel yerler keşfetmek için dünyayı dolaşmaya hazır olduğunu da söyleyecekti. Sadece senin ve benim için diyecekti.
    En güzel keşif için.
    Resmi aldı ve Esra’ya götürdü.

    4. ÖKÜZ
    ÖDÜ

    Esra’ya götürmek üzere, onlarca resmi yaptı.
    Serpmeler, laleler, taramalar. Ama Esra hiçbirine katılamadı. Çünkü bu yolculuklara çıkılan ebru teknesi bir kişilikti. Yani teknenin kaptanının haricinde, bir ikinciye yer yoktu. Teknesinin bir kişilik olması canını sıkmaya yetiyordu.
    Esra’sız hiçbir cevelan, anlam kazanmıyordu.

    Sonunda yaptığı resimleri Esra’ya beğendirmişti. Yolculuğa katılmaya ikna etmişti. Amacının ilk kısmını zorda olsa başarmıştı. Artık o da bu keşifin güzel olacağına inanıyordu. Bundan sonra, her seferinde haklı olduğunu ispat etmek için sabırsızlanıyordu. Onu alacak ve dünyanın en güzel yerlerine götürecekti. Esra kendisine bir kez daha güvenmişti, bu güvenini haklı çıkaracak ve onu tekrar dünyanın en mutlu insanı yapacaktı.
    Sadece bir tek sorun kalıyordu geriye, teknesinin bir kişilik olması. Aklına gelen fikri tiksintiyle def etti. Belki Esra’yı yalnız başına bindirmeliydi, kendisi çözüm yolu bulana kadar onun gidişini seyretmeliydi. İlk sefere yalnız göndermeliydi. Sonra bu düşüncesine şiddetle karşı çıktı. Ebru teknesini sadece kendisi yönetebilirdi. Ve düşündüğü şey, tek kişilik bir yolculuk değildi.
    Düşündü. Düşündü. Düşündü.
    Ve sonunda çareyi buldu.
    İkisi de birlikte, en güzel yolculuğa çıkacaklardı.

  6. ((¯`»¦«´¯)) CARMEN ((¯`»¦«´¯))
    Ağustos 17th, 2011 at 4:39 pm

    5. EN GÜZEL
    YOLCULUK

    Dört yıldır bindiği arabasını elden çıkardı.
    Malzeme almalıydı ve alacağı malzemenin miktarı çoktu. Pahalıya geleceği için arabasını satmakta hiçbir tereddüt yaşamadı. Hatta ucuza sattığı için bile hayıflanmıyordu. Onun artık arabaya ihtiyacı yoktu ki. İki kişilik bir ebru teknesine ihtiyacı vardı, hepsi bu. Bu yüzden paraya, para içinde arabasını satmaya ihtiyacı vardı.
    Malzemeleri tamamladıktan sonra Esra’nın yanına gidecek ve onunla birlikte en güzel yolculuğa çıkmak için hazırlanacaklardı. Bu yolculuğun ismini “NEŞ’ET-İ SÂNİYYE.” koymuştu. Başka hiçbir şey, bunu açıklayacak kelimeleri bir araya getiremezdi.
    En güzel yolculuğun adına ne koyabilirdiniz ki?
    Malzemeleri tamamlaması için artık parası vardı. Öğleye kadar bütün her şeyi hazır edecek, malzeme alımını bitirmiş olacaktı. Sonra yemek yiyecek ve Esra’ya gidecekti. Sonrada birlikte Neş’et-i Saniyye’ye bineceklerdi. Hiç bu kadar heyecanlandığını ve istekli olduğunu hatırlamıyordu.

    Kendine basit bir şeyler hazırladı yemek için. Bir yandan düşünüyordu.
    Esra, ona götürdüğü resimleri beğenmişti ve bu birlikteliğin gerçekten güzel geçeceğine inanmıştı. Peki, onu nasıl bir yolculuğa çıkaracaktı. Bir lalemi? Yoksa rasgele bir serpmemi bunun için uygundu? Hayır, daha güzel bir şeyler düşünmeliydi.
    Önce Esra’nın nasıl bir tatil istediğini hatırlamalıydı. Evet anımsıyordu. Her şeyden önce bu tatilde bir deniz olmalıydı. Çünkü Esra denizsiz bir gezi istemiyordu. Deniz kolaydı. Bunu taramayla sağlayabilirdi. Aynı zamanda bu çerçeve boyunca, doğa kusursuz olmalıydı. Bu da kolaydı. Güneş insanın içini ısıtmalıydı. Ve daha bir sürü ayrıntı.
    Bunların hepsini yapacak boyası ve malzemesi vardı. Her şeyden önemlisi mükemmelliği sağlamak için alabildiğine zamanı vardı. Her halde en bol şeyi zamandı. Zaten Esra’yla birlikteliklerinde zamanın hiçbir anlamı olmayacaktı. Zaman ve diğer bütün gereksiz şeyler teknesinin dışında yüzecekti.
    Esra’yla yolculuk hem uzun olacaktı hem de mükemmel. Bu yüzden bütün her şeyi içine sığdırabileceği bir tekneye ihtiyacı vardı. Ve o tekne gözünde canlanıyordu.
    Neş’et-i Sâniyye teknesi.
    Esra çok sevecekti ebru teknesini. Artık her şeyi o tekne olacaktı. Yaşadığı başka hiçbir cevelan onu rahatsız etmeyecekti.
    Sonsuza kadar bu tekneyle dolaşabileceklerdi.
    Beraber.

    Yemeğini bitirmek üzereydi.
    Gözlerinden yaşlar akıyordu. Sevinçten mi, yoksa başka bir şeyden mi? Bunu sadece kendisi bilebilirdi. Sadece ağlamak onu şu an çok rahatlatıyordu ve o da yaşların akmasına izin veriyordu. İçinde bir yerlerde sıcak bir duygu, bütün dünyasını doldurmuştu.
    Ayağa kalktı, bulaşıkları öylece bırakarak malzemelerini almaya salona gitti. Sonra evinden çıkarak bir taksiye bindi ve Esra’nın beklediği adresi taksi şoförüne söyleyerek düşünmeye devam etti.

    Esra onu bekliyordu. Hem de dört gözle. Çünkü oda bu büyünün güzel olacağına inanmıştı. İnanmasa asla gelmek ister miydi? Madem gelmeye ikna olmuştu, ona vaat ettiği güzelliği gerçekleştirmeliydi. Tam onun istediği bir yere gitmeliydiler. Hatta istediğinden fazlasını vermeliydi ona ki, her zaman güvenmeliydi kendisine. Onun başını döndürmeliydi. Öyle de olacaktı zaten.
    Şimdi iki kişilik ebru teknesini, yani Neş’et-i Sâniyye teknesini hazırlamalıydı.
    Eğer Esra, kendisiyle gelmeyi istemeseydi, asla vazgeçmeyecekti. Ne yapıp edip onu bu birlikteliğe ikna etmenin bir yolunu bulacak ve mutluluğu ona tekrar yaşatacaktı.
    Artık hiçbir şey umurlarında olmayacak, daha önce yaptıkları hataları unutacaklardı. Çünkü Ebru Teknesi, onları o kadar güzel yerlere götürecekti ki, mutluluktan başka düşünecek pek bir şey bulamayacaklardı.
    Bir de, birbirlerini ne kadar sevdiklerini.
    Esra isteyecek, kendisi o yöne dümen kıracaktı. Esra isteyecek, o limanda demirleyeceklerdi. Esra hissetmek isteyecek, o yaşatacaktı.
    En Güzel Yolculuğa çıkacakları ebru teknesi o kadar büyük olmalıydı ki, içine her şeyi almalıydı. Bütün duyguları, istekleri, yaşantıları, renkleri. Bütün arzuları şekillendirmeli ve yaşatmalıydı. Geriye hissetmek kalmalıydı. Bunlar sadece Esra’yla kendisinin hissedebileceği şeyler olacaktı.
    Bu tenezzüh de yaşanmayacak şeylerde vardı. Sıkıntı, tasa, acı, mutsuzluk, korku ve buna benzer hiçbir kötülük yaşanamazdı. Ebru teknesi mutluluk, özgürlük ve aşk teknesiydi.
    Ebru teknesi, En Güzel Keşfin teknesiydi.

    Taksi, Esra’yla buluşacağı yere geldiğinde, içinde oluşun coşkunun tarifini yapamadı.
    Taksi şoförü, hak ettiği parayı alırken, buraya neden geldiğini sordu. Sevdiği kadınla, Esra’sıyla buluşacağı cevabını alan şoför, çok şaşırmıştı. Arabasından dünyanın en mutlu insanı gibi inen adamın ardından baktı. İçinden sevgiliyle buluşmak için, ilginç bir yer diye düşündü.
    On dakika sonra, yeni bir müşteriyi arabasına alacak, Esra’yı da, elinde çiçekler ve çantaların olduğu adamı da unutacaktı.
    Esra’ya, şekilli mermerlerin, taş yığınlarının ve köknar ağaçlarının arasından ulaşabiliyordu. Yol ise daracık bir patikadan ibaretti. Biraz da yokuştu.
    Buranın çok soğuk bir havası vardı. Belki de burada yaşayanlardan dolayıydı bu. Sakin bir hayat, donuk bir hayat, insanı üşütüyordu. Ne olursa olsun Esra’yı bu soğuktan kurtaracaktı. Onun hayatına renkler katacak ve en güzel aydınlığa çıkaracaktı.
    Esra’yı buradan götürecekti. Ama yerini değiştirmeyecekti. Çünkü ona böyle bir zahmet vermenin anlamı yoktu. Zaten ebru teknesinin asıl limanı burası olacaktı. Bütün yeni çıkılan seferler burada başlayacak ve alabildiğine muhteşem dünyalara yelken açacaklardı.
    Hafif bir meyil tırmandı. Ayaklarının altında çakıl taşları gıcırdıyordu, oysa hiçbir şey beynindeki düşünceleri dağıtamıyordu. Az sonra Esra’ya kavuşacaktı. Sadece birkaç nefes alım mesafesi kalmıştı. Malzemeleri taşıdığı kolu yorulmuştu. Çiçekleri diğer eline verdi ve malzemeleri de sağ eline aktarmış oldu. Böylece, düşünmekten dolayı unuttuğu yorulan kolunu kopmaktan kurtarmış oldu.

    Esra’yı karanlıktan kurtaracaktı. O zaman Esra kendisine bir kez daha âşık olur muydu? Olurdu elbette. Bu dünyada hiç kimse onu kendisi kadar mutlu edemezdi. Onu mutlu etmenin yolunu sadece kendisi biliyordu. Asla başkası şu anda onu mutlu etmeyi başaramazdı. İkisinin arasındaki bambaşka bir birliktelikti. Aşk kelimesi ilişkilerine uymuyordu. Çünkü aşk, sevginin beceriksizce abartılmasıydı. Onların hayatında abartı yoktu.

    İşte gelmişti Esra’nın yanına.
    Ona getirdiği resimler, koyuldukları yerdeydiler. İlk yaptığı lale, mermerin “İnci” yazan köşesine tutturulmuştu. Diğer yolculukların resimleri ise, mermerin her yerini kapatmışlardı. İçlerinden sadece bir tanesi yerinden kurtulmuş ve ebru teknesi olarak kullanılacak çukurun içine düşmüştü.
    Büyük bir itinayla eğildi ve resmi çukurdan alarak ait olduğu yere tutturdu. Mermerin üzerindeki yazılar görünmüyordu ama resimlerin altındaki yazıları hatırlayınca, kanı dondu.

    ESRA İNCİ

    1973 2001

    Ağlamak yapacağı en son şey olmalıydı. Eğer böyle bir ahmaklık yaparsa Esra’yı ürkütebilir ve kötü düşüncelere kapılmasına yol açabilirdi. Oysa birazdan kurtulacaktı.
    Aklını toplamak için çıkacakları yolculuğu düşündü ve rahatladı. Şu an onun en mutlu anıydı. Bu anı hiçbir şey bozamayacaktı.
    İçinden “Hazır mısın Esra?” diye seslendi. Bütün duyguları harekete geçmişti. Heyecan yıldız yıldız parıldıyordu. Kalbi hızlanmıştı. Her şey gerçekten inanılmaz olacaktı.
    Malzemeleri bir kenara bıraktı. Çiçekleri, resimlerin hemen altına koydu ve içinden sevgi sözcükleri mırıldandı. Gözü çiçeklere ilişmişti. Birazdan dolaşacakları muhteşem diyarları düşününce çiçeklerin ne kadar da basit kaldığını fark etti. Ama yinede sevgilisini asla çiçeksiz bırakmazdı.
    Karısını ölmüş olarak kabul etmiyordu. O sadece zamansız gitmişti ve birazdan onu bu kötü seferinden kurtaracaktı.
    Bir tek karısı vardı hayatında. Başka kimsesi kalmamış, herkes ondan uzaklaşmıştı. Bütün dostları, karısı öldükten sonra aklını kaçırdığını düşünür olmuşlardı. Ama yanılıyorlardı. Aklını yitirmemişti, eğer öyle olsaydı, Esra’yla tekrar bir araya gelmenin yolunu bulabilir miydi? Aklını yitirmiş bir adam bunları düşünebilir miydi? Gerçi başkalarının ne söylediği umurunda bile değildi. Sadece karısının ona inanması yeterliydi. Şükürler olsun o diğerleri gibi aklını kaçırdığını düşünmüyordu.
    Bu yüzden ona âşıktı.
    Onun dar dünyasına ışık tutmaya hazırdı.
    İki gece önce buraya gelerek, ince tahtalarla mezarın üzerini kaplamış, kenarlara da bir karış yükseklikte tahtalar çakarak, mezarın büyüklüğünde bir tekne hazırlamıştı. Tahtaların arasından sıvı akmasın diye silikonla sıvamış, en son teknenin içini tamamen ziftle boyamıştı. Zift kurumuş, tekne tam istediği gibi olmuştu.
    Artık başlayabilirdi.

    Koyu mavi plastik kovayı, mezarlığın girişindeki çeşmeden, yarıya kadar suyla doldurdu. İçine kitreyi özenle boşaltarak, yoğurmaya başladı. Malzemeler oldukça para tutmuştu. Özellikle kitre. İki kişilik ebru teknesi için oldukça fazla kitre lazımdı ve kitrede hiç ucuz bir şey değildi. Bir daha bu malzemeleri alacak parası olmadığı için, oldukça dikkat etmeliydi.
    Kovanın içindeki kitre büyüdü ve kıvama geldi. Hemen zaman kaybetmeden kovanın içindekini mezarın üzerindeki tekneye boşalttı. Ardından tekrar su doldurmak için koşarak çeşmeye gitti.
    Tam dört saat kitre yoğurdu.
    Kitre malzemesi bittiğinde, mezarın üzeri bir karış yüksekliğinde kitreyle dolmuştu. Yeterliydi.
    Dünyanın en büyük Ebru Teknesi hazırdı.
    Neş’et-i Sâniyye teknesi.
    Esra’yla onun teknesi.

    Zaman artık kaybolmuştu.
    Dünya buzluktan çıkan bir kalıptı ve içindekiler donmuştu. Bu kalıbın sadece kalbi sıcaktı. O kalp, Esra İnci’nin mezarının başındaki adamdı.

    Kavanozdaki kökboyalarından, aldığı büyük fırçalarla, mezarın içindeki kitrenin üzerine boyalar damlatmaya başladı. Buda artık yolculuğun başladığını gösteriyordu. Ebru teknesinde ikisi de vardı.

    Esra artık konuşuyordu. Mutluydu. Sabırsızlıkla bekliyordu.

    Boyalarla işi bitmişti. Kitrenin üzeri yeşil, kırmızı, mavi ve sarının tonlarıyla doluydu. Deniz, güneş, orman ve daha birçok yolculuk vardı.
    Bir saate kadar hava kararacaktı. Bu yüzden acele etmeliydi.
    Tenezzüh başlamıştı. Artık Ebru Teknesi boş değildi. Aslında hayatlarındaki hiçbir şey boş değildi. Bu yolculuklar bütün boşlukları dolduracak ve işe yaramayan her şeyi sindirecekti. İkisi de teknedeydi. Ama bir şey eksikti.
    Karısının sadece sesini duyabiliyordu.
    Malzeme çantasının içinden birlik insilün iğnesini çıkardı.
    Esra’nın sesi neşeyle doldu.
    İğneyi sol bileğinin dört parmak gerisindeki damarlardan birine soktu ve şırıngayı şarap rengindeki kanıyla doldurdu. Hiç zorluk çekmemişti. Oysa daha önce hiç kanını akıtmamıştı.
    Şırıngadaki kanı ebru teknesinin üzerindeki muhteşem dünyaya fışkırttı. İğnenin ucundan çıkan sıvı, sağdan sola doğru bir şerit çizdi. Kandamlaları bu hayata, can veren birer yaşam gibi yerleştiler.
    Karısının yüzünü yavaş yavaş seçmeye başlamıştı.
    Ebru Teknesinin üzeri, sanki bir güneş huzmesinin etkisine girmiş gibi, daha bir aydınlandı. Esra’nın yüzü de daha bir belirginleşti. Ve içindeki duygular daha bir coştu. Hayat hızlı hızlı soluyordu.
    Artık inanılmaz mutluydular. Esra yanındaydı. Onu görebiliyor, dokunabiliyordu.
    Sonsuza kadar böyle yaşamak için yalvardı.

    Yolculuk bitinceye kadar her şey çok güzeldi ama sonlara doğru Esra silinmeye başlamıştı. İlk önce telaşlandı. Her şeyin berbat olduğunu düşündü. Sonunda çözümü buldu. Yeni bir seyre çıkarak Esra’dan ayrılmamış olacaktı. Bu sefer daha uzun bir seyahat olmalıydı.
    Yeniden yelken açması iki saati buldu. Yine şırıngayla damarlarından kan çekti. Bu sefer şırıngayı üç sefer doldurmuştu. Böylece sefer daha uzun sürecekti.

    Üçüncü yolculuk ertesi sabah başladı. Bunun için neredeyse yarım kilo kan kullanmıştı.

    Dördüncü yolculuk en güzeliydi. Çünkü geri dönüşü yoktu. Esra ve o, artık hiç ayrılmayacaklardı. Şırıngayla uğraşmadı. Bileklerini keserek tüm kanını Ebru Teknesinin içine boşalttı.

    NEŞ’ET-İ SÂNİYYE Teknesi, En Güzel Yolculuğundaydı.

    SON

    NEŞ’ET-İ SÂNİYYE: İkinci defa vücuda gelme. (Osmanlıca)

    —–SON—–

  7. ((¯`»¦«´¯)) CARMEN ((¯`»¦«´¯))
    Ağustos 17th, 2011 at 4:41 pm

    BEĞENMİŞSİNİZDİR UMARIM. SİZDENDE BEKLİYORUM ARKADAŞLAR :)

  8. gülümse
    Ağustos 29th, 2011 at 9:07 am

    selam
    bütün eski ve yeni dostlarımızın mübarek ramazan bayramını kutluyorum
    sağlıklı ve mutlu bir bayram geçirmeyi diliyorum

  9. selinn
    Ağustos 30th, 2011 at 1:01 am

    teşekkür ederim gülümse, cümlemizin.

  10. Vahshe
    Ağustos 30th, 2011 at 12:12 pm

    cümlemizin gülümse :)

  11. yasmin
    Eylül 18th, 2011 at 9:53 am

    ayyyy forumdakileri burada görmek ne güzel kızlar…geçmiş meçmiş bayramımız kutlu olsun….ee kahve molasında sohbet edilir ayol kimsecikler yoık mu?? :D

  12. selinn
    Eylül 19th, 2011 at 10:17 am

    ben geldiiiimmmmm ama yine geç geldimm :((

  13. yasmin
    Ekim 28th, 2011 at 1:43 pm

    oysaki sen yoktun yanımdaaa yanımdaaaa.

    anam burada kismecikler yok mu…. :( hadi herkes tempoooooo not to love you, not to love you… :D hadi yaa canım sıkıldı bizim forumda kimse yok mu??

  14. yasmin
    Ekim 28th, 2011 at 1:46 pm

    ayyyyyyyyyyyyyyyyy bu hikaye çok güzel carmen…….parmakcağızlarına sağlık aşkımmm :)

  15. yasmin
    Ekim 28th, 2011 at 9:52 pm

    Allah sizi inandırsın kendi kendime konuşuyor gibi hissediyorum…Neden acaba?? :/

  16. gülümse
    Kasım 5th, 2011 at 7:43 pm

    bütün müslümanların ve özellikle eski dostlarımın mübarek kurban bayramını kutluyorum
    bu bayram hepimize hayırlı olsun

  17. yasmin
    Kasım 5th, 2011 at 8:12 pm

    Sağol canım seninde..Bende herkesin bayramını kutluyorum…Büyüklerimin ellerinden öper; harçlıklarımı isterim:.Allahım kaç yıldır işler kesat babamdan bile alamıyorum artık bayrama harçlık bi el atın :D :D :D :D

  18. Hande
    Kasım 15th, 2011 at 11:31 pm

    :)

  19. sevda
    Aralık 11th, 2011 at 4:43 pm

    lillife carmen freal gülümse

  20. tugana
    Aralık 12th, 2011 at 5:23 pm

    kimsecikler yokmuuu ?

  21. Hande
    Aralık 14th, 2011 at 11:24 pm

    Selam arkadaşlar :)

  22. tugana
    Aralık 16th, 2011 at 11:33 am

    anladım eskilerden kimse kalmamış yazıkkkk:(

  23. gülümse
    Aralık 20th, 2011 at 8:47 pm

    slm sevda
    slm tuganam
    evet malesef kimsecikler kalmadı
    ara sıra uğrayıp bakmadan edemiyorum yinede

  24. tugana
    Aralık 26th, 2011 at 6:17 pm

    slm gülümsecim nasılsın? seni görünce nasıl sevindim bilemezsin bende bakmadan duramıyorum bir umut belki açılmıştır diye ama yokkk..

  25. gülümse
    Ocak 5th, 2012 at 7:57 pm

    tuganacığım tekrar forum açılsada buluşsak diyorum

  26. şesu
    Ocak 7th, 2012 at 4:29 pm

    yeni yılınız kutlu olsun arkadaşlar gülümse lillili lillili lilife carmen freal gidişim suskun olmuştu ama dönüşümde bir o kadar suskunnnnnn olcakkkkkkk …………………………:):)

  27. tugana
    Ocak 9th, 2012 at 8:47 pm

    inşallah gülümsecim bende dört gözle buluşmayı bekliyorum:)

  28. gülümse
    Ocak 12th, 2012 at 11:04 pm

    şesuuuuu
    seni görmek ne güzel şükür kavuşturana
    hadi hadi üç kişi olduk bile
    eski gurup toplanıyoruz haydiiiinnn gelin buraya

  29. yasmin
    Ocak 15th, 2012 at 11:02 pm

    Yaa bende esklerden sayılırım amaa :D Eeee bencede artık yeni bir forum açılsada diyorum..Kahve sohbetimizi orada yapsak diyorum :)

  30. Vahshe
    Ocak 17th, 2012 at 8:07 pm

    forum açılsın tekrar böyle olmadı dağıldık… :(

  31. gülümse
    Ocak 19th, 2012 at 4:50 pm

    ha gayret beş olduk
    arkadaşlar nerdesiniz ses verin

  32. tugana
    Ocak 20th, 2012 at 4:50 pm

    carmen ,lillifee periliçeler sesimizi duyan yokmu açın forumu yeniden:)

  33. Vahshe
    Ocak 21st, 2012 at 9:04 am

    Şu forumda oluşturduğumuz ortam başka forumda yok ya :D ♥ Forum yeniden açılsın duyun sesimizii :)

  34. şesu
    Ocak 22nd, 2012 at 11:51 am

    klavyeler inlesin sesimizi periliçeler dinlesin forumumuzu isteriz forumumuzu isteriz
    (üç beş demeyin hakkımızı yemeyin biz bize yeteriz forumumuzu isteriz)
    haydi bütün eller tuşlara artık açılsın forumumuz girelim bizde sohbete:)))

  35. Ozlem
    Ocak 23rd, 2012 at 9:03 pm

    Biz de en az sizin kadar istiyoruz forumun açılmasını arkadaşlar ama sitenin yapımcısının elinde bu iş. Kendisine ulaşabilirsek forum için son durumun ne olduğunu öğrenebiliriz.

  36. gülümse
    Ocak 24th, 2012 at 6:33 pm

    en azından buraya her uğradığımızda bi slm yazalım da hala varlığımızdan haberleri olsun
    escapeboy hiram kulaklarınız çınlasın emi :)))

  37. şesu
    Ocak 25th, 2012 at 11:31 am

    gülümseeeeeeeee nasılsın

  38. tugana
    Ocak 25th, 2012 at 1:59 pm

    Bakın kaç kişiyiz yine ne güzel :)

  39. gülümse
    Ocak 26th, 2012 at 5:57 pm

    şesum iyiyim canım sen nasılsın özlemişim vallaha hepinizi
    adınızı görünce ağzım kulaklarımda okuyorum yorumları
    tuganam inşallah yakında hep beraber olur yine sık sık görüşürüz
    özlemciim biliyorum buralardasınız ara sıra oyun yüklüyorsunuz sizde olmasanız hepten yok olacak site iyiki varsınız

  40. tugana
    Ocak 26th, 2012 at 7:38 pm

    inşallah gülümsecim

  41. şesu
    Ocak 26th, 2012 at 9:10 pm

    bende iyiyim gülümsem çocuklar nasıl okulları nasıl gidiyor ama buralar çokkkk sessizleşmiş yaaaa:(

  42. gülümse
    Ocak 27th, 2012 at 11:07 pm

    sessizliği biz bozacağız işte şesum bir iki derken toplanıyoruz bak
    şesu hatırlıyormusun oyun yok diye muhabbet sayfasında bir oyun oynamıştık doğaçlama ben aklıma geldikçe hala gülüyorum:)))

  43. şesu
    Ocak 28th, 2012 at 12:15 pm

    hatırlamammı gülümsem :))))))

  44. tugana
    Şubat 9th, 2012 at 2:37 pm

    Özlemcim forum için son durum nedir öğrenebildin mi ?

  45. gülümse
    Şubat 10th, 2012 at 6:54 pm

    evet tugana bende her fırsatta bakınıyorum buraya yeni bir haber varmı diye


Lütfen bu oyunu oynayan diğer arkadaşlara yardım etmek için yorumlarınızı, çözümlerinizi ve ipuçlarınızı bizlerle paylaşınız




Kategoriler